Kadınlar için güvenli bir yer var mı?

Zehra25

Moderator
Türkiye’de kadınların ölümü artık istatistiklere sığdırılan bir “gündem maddesi” haline geldi. Sadece isimler değişiyor. . Birkaç gün konuşuluyor, sosyal medyada etiketler açılıyor, sonra yeni bir cinayet haberi geliyor ve önceki isimler yavaş yavaş unutuluyor. Ama bu hikayeler, unutulması mümkün değil. Çünkü yalnızca bir cinayeti değil, bu ülkenin görmezden gelinen karanlık yüzünü anlatıyor.

İstanbul Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan 44 yaşındaki öğretmen Fatmanur Çelik, 2 Mart’ta bıçaklı saldırıyla öldürüldü. Bir öğretmen… Bir eğitimci… Hayatını gençlere bir gelecek kurmaları için harcayan bir kadın. Bir anne… Üstelik öldürüldüğü yer bir sokak köşesi değil, bir okul. Yani çocukların güvenle eğitim alması gereken bir yer. Ve saldırıyı gerçekleştiren kişi, henüz 17 yaşında bir lise öğrencisi. Gözaltına alındı, tutuklandı. Olayın hukuki boyutu elbette yargının konusu. Ama toplum olarak kendimize sormamız gereken daha büyük bir soru var: Bu ülkede şiddet neden bu kadar sıradanlaştı? Bir genç, öğretmenine bıçak çekebilecek noktaya nasıl geliyor? Bir okul nasıl bu kadar güvensiz hale geliyor? Fakat bu ülkenin vicdanını yaralayan tek hikâye bu değil. “Başıma bir şey gelirse intihar etti demeyin.” Bu sözler Türkiye’de bir kadının hayatta kalabilmek için kamuoyuna bıraktığı bir not gibi.

Bu sözleri söyleyen Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler, İstanbul Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde hayatlarını kaybetmiş halde bulundu. Bir anne ve bir kız çocuğu… İki hayat, aynı trajedinin içinde. Ortaya çıkan iddialar ise başlı başına bir utanç tablosu. İddiaya göre Fatmanur Çelik, çocuk yaşta Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler tarafından istismar edildi. Daha sonra ise aynı kişiyle evlendirildi. Yani bir çocuk önce istismar edildi, ardından faille evlendirildi. Bu cümleyi yazarken bile insanın içi yanıyor. Çünkü bu, yalnızca bir suç değil; bu, bir çocuğun hayatının çalınmasıdır. Ama hikâye burada da bitmiyor. İddialara göre yıllar sonra bu kez Fatmanur Çelik’in kızı Hifa İkra Şengüler de aynı kişi tarafından istismara uğradı. Bir annenin yaşadığı karanlık, yıllar sonra kızının hayatına da çöktü.

Bu ülkenin en ağır sorularından biri tam da burada karşımıza çıkıyor: Bir çocuk nasıl bu kadar yalnız bırakılır? Türkiye’de kadın cinayetleri konuşulurken çoğu zaman yalnızca failin kim olduğu tartışılıyor. Oysa mesele yalnızca bir kişinin işlediği suçtan ibaret değil. Çocuk yaşta evlilikler, istismarın üzerinin örtülmesi, kadınların korunmasında yaşanan ihmaller… Bunların hepsi aynı karanlık zincirin halkaları. Yıllardır kadın örgütleri aynı şeyi söylüyor: Kadın cinayetleri tesadüf değil. Her biri bir ihmalin, bir görmezden gelmenin, bir sessizliğin sonucu.

Bir öğretmen okulda öldürülüyor. Bir anne ve kızı “başımıza bir şey gelirse” diyerek korkularını dile getiriyor ve sonra sahilde ölü bulunuyor. Bu tabloyu hâlâ “münferit olaylar” diye açıklamaya çalışmak, gerçeğe gözlerini kapatmaktır. Bu ülkede kadınlar sadece sokakta değil, evde, işte, okulda, hatta bazen adalet ararken bile kendilerini güvende hissetmiyor. Çünkü çoğu zaman yalnız bırakıldıklarını düşünüyorlar. Çünkü her olaydan sonra birkaç gün öfke duyuluyor, sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor.

Ama gerçek şu: Her yeni cinayet, bu toplumun vicdanında yeni bir yara açıyor. Fatmanur Çelik’in, Hifa İkra Şengüler’in ve ismini artık sayamayacağımız yüzlerce kadının hikâyesi bize aynı şeyi söylüyor: Bu ülkede kadınların yaşam hakkı hâlâ garanti altında değil. Ve belki de en acı soru şu: Bu ülkede bir kadın ölmeden önce neden “başıma bir şey gelirse” diye not bırakma ihtiyacı hisseder? Bir toplum için bundan daha ağır bir alarm olabilir mi?
 
Üst